26 Aralık 2015

Witcher’a saygı kuşağı

Ne mükemmel oyun ama!  Sonunda Witcher serisi için ne zamandır istediğim heyecanlı girişi yapma fırsatı buldum. Üç seriden oluşan seriye başladığım andan beri sürekli tekrarladığım şey oldu bu; ‘Ne mükemmel oyun ama!’.

Giriş ve sonuç ile beraber toplam 7 bölümden oluşan ilk oyunu 2-3 ay kadar önce oynama fırsatı buldum. İlk oyunun 45 saate varan oynanış süresinin doyuruculuğu bir kenara dursun, hikayesi ve karakterleriyle beni kısa sürede etkilemeyi başardı.  Pek de başarılı olmayan grafikleri, 2007 yılında geliştirilmiş bir oyun olmasına yorduğumdan olsa gerek, gözüme batmadı. İkinci oyunu yeni nesil grafik ve oyun dinamiğiyle donatan Cd Projekt, grafik ve oynanış anlamında çıtayı yükseltse de, oyun süresi ve oyun içi özgürlük konusunda ilk oyuna kıyasla olumsuz bir grafik çizmişti. İkinci oyunun üzerinden birkaç yıl geçtikten sonra geliştirici ekip, üçüncü oyunun duyurusunu ufak ufak yapmaya başlamıştı. Oyun içi görüntüler sunan demo videolar, geliştirici röportajları ve ekran görüntüleri derken üçüncü oyunun nasıl bir yapıda olacağını anlamaya başlamıştık. Birinci ve ikinci oyunların en beğenilen yönlerini harmanlayıp, yeni nesil oyun anlayışı ile kavuracaklar ve bize leziz mi leziz bir sofra hazırlayacaklardı.

If I’m to choose between one evil and another, I’d rather not choose at all. – Geralt of Rivia

Mayıs 2015’te üçüncü oyun çıkışını yaptı. Oyun sektöründe rekor sayılabilecek büyüklükte haritalar, saatlerimizi harcasak zor sayacağımız miktarda NPC, bu denli geniş bir dünya için günümüzün çok ilerisinde hazırlanmış grafikleri, müzikleri ve elbette süpersonik hikayesiyle çıktığı ilk günden bütün bir yıla damgasını vuracak bir oyun oldu Witcher 3. Türk oyuncular için en büyük (belki de tek) hayal kırıklığı, oyunun Türkçe dil desteği sunmamış olmasıydı. İkinci oyun için ‘Oyunçeviri’ ekibinin yaptığı ve resmi çeviri olarak kabul ettirmeyi başardığı çeviri projesi gerçeğinden sonra hepimiz Witcher 3’ün, gönüllü bir ekibe ihtiyaç duyulmaksızın, Türkçe dil desteği ile geleceğini ümit etmiştik. Ancak Cd Projekt, kendisine yöneltilen soruların tamamını olumsuz yanıtlayarak ümitlerimizi kökünden kurutmuştu. Nitekim dediğini de yaptı ve oyuna Türkçe metin eklemedi. Neyseki bu hayal kırıklığını telafi edecek bir gelişme oldu ve oyunun Türkiye dağıtımcılığını Aral değil, Bilkom üstlendi. Aral’ın kan emici fiyat politikalarına çok sert cevap veren Bilkom, oyunun kutulu sürümünü (Basılı harita ve sticker ile beraber) 69 TL’den satışa sundu. Tabii biz de gittik, aldık, bir güzel oynadık.

Witchers never die in their own beds.

Oyun içinde çok fazla oyalanmamama rağmen tüm ana ve yan görevleri (yaklaşık 200 taneler) 90 saatte tamamladım. Bu süreye oyunun ek paketleri dahil değil. Novigrad senin, Crow’s Perch benim gezdim dolaştım, annesi kaybolan çocuklara yardım ettim, savaşta asker olan ailesinden haber alamayanlara el uzattım ve tabii ki hatrı sayılır miktarda kontratlara imza atıp canavar avına çıktım! Yorulup kafa dağıtayıp dediğim zamanlarda soluğu Gwent masasında buldum.

Bazı görevler birbirine çok benzemesine rağmen ‘bitse de gitsek’den ziyade ‘ne yapsam da ana hikayeyi biraz daha geciktirsem’ diye düşündüm. Haritadaki gizemli noktaların çok büyük bir bölümünü atladım. Kendilerini ek paket öncesi tamamlamayı düşünüyorum. Evet, ek paketleri henüz oynamadım. İndirim miktarı %10’un biraz daha üzerine çıktığında satın alıp oynamayı planlıyorum. Bu sırada oyunu oynamadan da aynı atmosferi soluma imkanı buluyorum. CD Projekt, oyunu satın alan herkese içi sürprizlerle dolu bir arşiv veriyor. Bu arşivde -sürprizi bozmak gibi olmasın ama- oyun sırasında çalan müziklerin mp3 ve flac formatları, harita, karton oyuncaklar ve nicesi var. Oyun müziklerini (hiç oynamadıysanız bile) en az bir kez baştan sona dinlemenizi tavsiye ederim.

Müziklerin keyfini çıkartırken uğraşacak bir meşgale ararsanız, karton oyuncakları yapmaya başlayabilirsiniz. Ben yaptım! (Böylelikle yeni bir yazı konusu da edindim.) İçi sürprizlerle dolu arşivden bahsettim ancak geliştirici ekibin tek sürprizi bununla sınırlı değil. Ivır zıvır bilgileri merak edenler için daha önce çeşitli yerlerde bulup not aldığım, üçüncü oyuna özel şu bilgileri de paylaşayım

  • Oyunda ‘7 Cats’ isimli bir kasaba var ve bu kasabada gerçekten de 7 tane kedi var.
  • Geralt’ın kullandığı ‘Aard’ işareti çevre ile oldukça etkileşimli bir görüntü sunuyor. Örneğin Aard’ı denizde kullanırsanız, suların Aard kuvvetine bağlı olarak sıçradığını göreceksiniz.
  • Dikkat etmeyenler için; Geralt kılıcını kınına sokarken, diğer eliyle kının alt tarafını hafifçe itekliyor. Hoş bir animasyon.
  • Geralt’ın sakalları, oyun için zamana bağlı olarak uzuyor. Çok uzayınca traş olma imkanınız da var.
  • Gwent oynarken, okçu kartlarından bazıları ‘”I aim for the knee. Always’ diyor. Bu Elder Scrolls V: Skyrim’e bir göndermeymiş.
  • Oyundaki usta bir blacksmith’in adı Hattori. Kil Bill’den Hattori Hanzo’yu hatırlayın.
  • ‘Let’s Cook’ adında bir başarım var. Breaking Bad’i hatırlayın.
  • Andrzej Sapkowski’nin kitap serisinden uyarlandığını söylememe gerek yoktur herhalde.
  • Geralt yüksek bir yerden düşüp öldüğünde, Wilhelm Scream duyabiliyoruz.
  • Geliştirici ekipte çok sayıda Game of Thrones hayranı olduğu söyleniyor. Longclaw isimli kılıçta bunun sonuçlarından birisiwitcher-got-egg
  • Cd Projekt, ‘arkadaş o kadar yaptık bir yere de imzamızı koyalım’ demiş olacak ki, Novigrad’da bir kulenin tepesine logosunu yerleştirmiş.cdpr-logo-easter-egg

 

Sayısız organizasyondan ‘yılın oyunu’,  ‘en iyi açık dünya oyun’, ‘en iyi grafikler’ vb dallarda ödülleri de toplayan Witcher, kendisine olan saygımı yirmiye katladı doğrusu. Papertoy’lar da daha fazla oyalayamıyor artık. İkinci ek paket de çıksa da kendimi tutmayı bırakıp tekrar oynamaya başlasam!

 

 

 

 

 

 

 

Bir yorum ya da cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir


  • 1 Comment

  1. atakan dedi ki:

    Grafikler harika görünüyor deneyeceğiz teşekkürler.